Köşe Yazarlarımız

----------------------------------

Son Yorumlar

BENİM DE RÜYAM
--
Yeşim aslın aslıyla buluşmasının hızlandığı bu günlerde bir...
10/08/10 18:02 Devamı
Yazan ŞENAY NEYİŞÇİ

Antalya Çevre İl Orman Müdürlü...
çevre koruma ve temiz tutma
adrasan sahillerinde ki gezi teknelerinden boşaltılan posekt...
10/08/10 18:02 Devamı
Yazan mustafa tuncay torunoğlu

Özel Kedi ve Köpek Eğitim Merk...
köpeklerin altında neden talaş var
o çiftlik nazi kampı gibi ileride gerçek kimligimi açıklayac...
03/08/10 16:09 Devamı
Yazan şekil_çocuk

ANTALYADA KEDİ KURTARMA OPERAS...
aaciilll
nilsu hanım mrb lar,arapsuyundan nur,hatırlarsanız tanıştık,...
03/08/10 16:09 Devamı
Yazan nur

Özel Kedi ve Köpek Eğitim Merk...
Kangalın Sahıbıyım ( EFE)
Bu yazmıs oldugunuz ve İlgilendiğiniz konu üzerine Size ve B...
03/08/10 16:08 Devamı
Yazan Suat Okullu

Site Sayacı

Bugün62
Dün83
Hafta232
Ay647
Tüm Zaman22772
Felsefesi
Yazan Administrator   
Cuma, 01 Mayıs 2009
KONYAALTI DOSTLARI
 
         Misyonumuz:

         “Konyaaltı dostluğunu hisseden herkesin, eve kapanmış kent yaşamı yerine yönümüzü sokağa dönerek, yeniden komşuluk, mahallelilik ilişkilerimizin kurularak, özkültürel ekolojik kentleşme sürecinin geliştirilmesi; insanların temel ihtiyaçların sağlanması; özellikle yaşlı, özürlü, evsiz, genç ve çocuklar ile hayvanların beslenme, barınma gibi acil ve zorunlu ihtiyaçlarının karşılanması, yetersizliklerinde dayanışma içinde olunması; kent hayvanlarının bulundukları yerde yaşama olanaklarının yaratılması; Konyaaltı beldesinin tarihi, doğal çevresi, akarsuları, sulak alanları, ortak kent arazileri ile birlikte Akdeniz’in korunması; ulaşımda toplu ve raylı taşımacılığın öne çıkarılması, yenilenebilir enerji anlayışının geliştirilerek, fosil yakıtlar yerine çevreyi kirletmeyen güneş ve rüzgar enerjisinin tercih edilmesi; her alanda yerel yönetimin görevlerini etkin yapmasını, kent halkının kültürel, ekolojik, sosyal ve ekonomik yönden kalkınmasının sağlanması; yerel yönetimin ırk, milliyet, dil, cins, renk ve inanç ayrımı yapmaksızın, bütün insan ve canlı dostluğunu ifade eden demokratik, çağdaş kent hizmeti vermesinin sağlanması; bir arada, birey özgürlüğünü öne çıkararak, karşılıklı yararlanma anlayışına dayalı ortak yaşama kültürünün, sivil, demokratik, inançlara saygı anlayışının yerleştirilmesi ve kentte doğal yaşam kalitesinin arttırılmasıdır.”

Vizyonumuz:

İnsan, doğanın bir parçasıdır. Evrenin canlı ve cansız varlıkları bir bütünün ifadesidir. Evren sonsuz olasılıklarla ve sonsuzlukla malüldür. Tevfik Fikret’in deyişi ile, “Milletim insanlık, vatanım yeryüzü” diyen bir anlayışa gelen insanlık, bir zaman köleleri hayvan sayarken, hayvanları da cansız bir mal gibi görüyordu. Oysa bugün toplumsal, ahlaki ve vicdani açıdan, bırakın insanın insana karşı eşitsizliğini, zayıflar lehine pozitif davranışların geliştirilmesinin de ötesinde, hayvan varlığının, canlı olarak değerlendirildiği bir perspektifle tüm hayvanların yaşamlarının güvence altına alınması yolunda önemli mesafe kat edilmektedir. İçinde bulunduğumuz doğa bütünselliğini yeniden keşfetmeyi, artık uzayın derinliklerine yolculuk yapabilen insanın, Dünya’ya bütünsel bakmasını ve bu nedenle evrensel düşünüp, yerel demokratik davranışlar içinde olunmasını istiyoruz. Kendi öz kültürümüzü yeniden keşfetmek, var olan durumu anlamak, geldiğimiz sınırın yaşam sınırı olduğunun farkına varmak ve içinde bulunduğumuz yaşamın, kentsel yapıların ekolojik değerlerle yeniden buluşmasını sağlamak durumundayız. Evrenin içinde bir damla boyutundaki gezegenimizin sınırlı kaynakları ile yetinerek yaşamayı öğrenmeliyiz. Çünkü hali hazırdaki biriktirme ve ihtiyaçlarımızı giderme yerine sınırsız tüketme tercihlerimiz, bizleri bir yok oluşa doğru götürmektedir.

Yönetimler, yönettikleri insanlarla birlikte olunması gerektiğini, sivil toplum denetimini öne çıkarıyorlar. Çoğulcu, hürriyetçi, demokratik bir yönetim anlayışının dışında, başka bir yönetim tarzı –en azından etik olarak- düşünülmüyor ve meşru görülmüyor.

         İnsan daha çok, eleştirdiğinin bir benzerini yaratır. Biz eleştirdiklerimizin bir benzeri olmamak için direneceğiz. Yeni bir hayat, yeni bir örgütlenme, yeni bir anlayışla yola çıktık ve öyle devam edeceğiz. Madem ki gönüllü bir birliktelik oluşurduk, aramızdan birilerinin hegemonyası yerine açık, herkesle birlikte düşünerek, aklımızı ve çözümlerimizi ortaklaştırmaya çalışacağız. Sorunların bir parçası olacağımıza, çözümün bir parçası olacağız ve karanlıklara öfkelenmek yerine, birer mum yakmaya özen göstereceğiz.

          

         Temel ilkelerimiz:

         .Özkültürel ekolojik kentleşme süreci:İçinde yaşadığımız kenti, yönetimi, yaşam ve çalışma alanlarını yeniden tarif ederek, özkültürel ekolojik kentleşme sürecini geliştirmek istiyoruz.

         .KAYS Projesi:Hümanist yaklaşımın da ötesinde, doğayı bir bütün olarak algılamamızın bir ifadesi olarak, sokak hayvanlarının “kısırlaştırılıp, aşılanması, bulundukları yerde, sahiplenilmesi” ile onların yaşama haklarını savunuyoruz.

         .Sokak hayatı:Esas hedef kitlemizin, sokakta yaşayan, sokaktan hayatını kazanan ve sokaktan gelen

insanlar olduğunun bilinci ile, sokak hayatını önemsiyor, yüzümüzü sokağa çeviriyor ve orada buluşmak istiyoruz. Otoriter rejim dayatmalarının bir ürünü olarak, sokaktan evlerimize kapandık ve kendi yalnızlıklarımızla baş başa kaldık. Komşuluk ve mahallelilik, hemşehrilik ilişkilerimizi unuttuk. Bu ilişkilerimizi yeniden açığa çıkarmak istiyoruz.

         .Katılımcı demokrasi: Artık sadece oy veren değil, her an yurttaşların yönetime katılmasını ve yönetimlerin sivilleşmesini istiyoruz.

         .Doğaya uyum:

İnsan doğal dünyanın bir parçasıdır ve tüm yaşam biçimlerinin, insan dışı türler da dahil olmak üzere, özgül değerlerine saygı gösteriyoruz. Yerel halkın öz değerleri ile bilgeliğini, toprağın ve onun kaynaklarının koruyucusu olarak kabul ederiz. İnsan toplumu gezegenin ekolojik kaynaklarına bağımlıdır ve ekosistemin bütünlüğünün sağlanması ve biyolojik çeşitliliğin ve yaşamı destekleyen sistemlerin esnekliğinin korunması gerekir. 

.Sürdürülebilirlik:

İnsanın doğanın bir parçası olduğuna, doğanın sömürülmesi yaklaşımıyla kurulan hayat tarzına, ölçüsüz kalkınmacı, yaratılan tüketim toplumunun savurgan, tek tipleştirici, bireyci ve yıkıcı toplum modeline karşı; ekolojik, paylaşımcı, dayanışmacı ve çoğulcu bir toplum için, gelecek kuşakların haklarını gözeten, doğayı koruyan, yaşamı sürdürülebilir kılan ve insani ölçülerde

işleyen bir ekonomik sistemin geliştirilmesi ve yoksulluk ortadan kaldırılmadığı sürece de sürdürülebilirliğin olamayacığını kabul ediyoruz.  

.Küresel düşünme:

Kendimizi kapitalizmin doğayı ve insanı sömüren,

geniş kitleleri yoksullaştıran, ekonomik ilişkileri toplumsal yaşamın tek ölçütü haline getiren, kâr hırsıyla doğayı, ekosistemi ve insan ilişkilerini tahrip eden politikalara,

toplumsal dayanışmayı ve sosyal hakları yok ederek,

sermayenin sınırsız biçimde küreselleşmesini amaçlayan neoliberalizme karşı, küresel ölçekte verilen mücadelenin bir parçası olarak görüyoruz.

.Erkek egemenliğinin reddi:

Kadınları toplumsal yaşamda ikinci sınıf olarak gören, kamusal alandan özel yaşama kadar her noktada ezen, sömüren ve yoksullaştıran, erkek egemenliğine karşı kadınların özgürleşme mücadelesine katılıyor, kadınların ürettikleri özgürleştirici politikalara destek veriyoruz.

.Şiddetin reddi:

Hangi nedenle uygulanmış olursa olsun her türlü şiddeti reddediyor, yaşamın içinde ve her alanda şiddetsiz yöntemleri hayata geçirmeyi, sivilleşmeyi, her temelde insan haklarını esas almayı, savaşa karşı koşulsuz barışı ve silahsızlanmayı savunuyoruz.

         .Doğrudan demokrasi:

Biz tüm yurttaşlarımızın görüşlerini açıklama, örgütlenme, kendi yaşam süreçlerini etkileyen her alanda karar alma süreçlerine katılma, yetki ve sorumluluğun yerel ve bölgesel topluluklarda bulunduğu ve yalnızca zorunlu hallerde daha üst yönetim basamaklarına devredildiği bir demokrasi için çaba gösteririz.

         Toplumun doğrudan demokrasi temelinde örgütlenmesi, insanların karar süreçlerine doğrudan müdahale edebilecekleri demokratik yapıların kurulması,

yetki ve sorumlulukların yerel ve bölgesel düzeylerde yoğunlaştırılması için; temsili ve katılımcı demokrasinin siyasetin tabana yayılmasını sağlayacak doğrudan demokrasi uygulamalarıyla paralel olarak ve birbirlerini destekleyerek işlemesi gerektiğini savunuyoruz.

.Yerellik:

Bildiğimiz merkezden yönetim yerine, yerinden yönetim anlaşışının geliştirilmesi, geleneksel siyasi hareketlerin merkeziyetçi, hiyerarşik, erkek egemen, kişileri putlaştıran, liderlik mekanizmalarına dayalı ve katılıma kapalı örgütlenme tarzını reddederek, yerel yapıları öne çıkaran yatay, merkezsiz, ağ tipi örgütlenme tarzını, tüm yurttaşların eşit ve özgür katılımına açık yapılarda, kolektif çalışmaya dayalı bir örgütlenme anlayışını hayata geçirmeyi amaçlıyoruz.

.Sosyal adalet:

Tüm vatandaşların insani gereksinimleri koşulsuz karşılanması için toplumsal ve doğal kaynakların adil ve eşit dağılımı gerekir.


 


Özgür yaşam:

İnsanların bireysel varlık ve farklılıklarının kontrol altında tutulmasını amaç edinen tüm dayatmacı yapılara karşı, insan ve insanın doğa üzerindeki tahakkümüne karşı, özgürleştirici yaklaşımlar ile hayvanların özgürleştirilmesi ve hayvan haklarının savunulmasından yanayız. Ekonomik ve sosyal politikaların üretim, yönetim ve yaşam biçimlerinin birey özgürlüğüne ve farklılıklara zarar vermeyecek şekilde tasarlanması, özgürlükleri geliştirmek temel amaç olmaktan çıkarılmamalıdır.

         .Çeşitliliğin korunması:

         Tüm var olan canlılara karşı bireysel sorumluluk bağlamında, kültürel, dinsel, dilsel, etnik, cinsel, tinsel çeşitliliğin bütünlük içinde korunması ve geliştirilmesi gerektiğini savunuyor; farklılıkların kendi içinde baskı oluşturucu ve ayrıştırıcı yönelim kazanmasına karşı çıkıyoruz.

         Biz, çok kültürlü bir topluluk ruhu içerisinde, ayrım çizgileri boyunca saygılı, pozitif ve sorumlu ilişkiler inşa edilmesini destekleriz.

Cinsiyete, yaşa, ırka, dine, etnik ya da ulusal kökene, cinsel yönelime, zenginliğe ve sağlık durumuna bakılmaksızın tüm kişiler için eşit haklar temelinde, yeni bir yurttaşlık bakışı inşa edilmelidir. Bu hedeflere, karar alım süreçlerinde yerel toplulukların rolü güçlendirilerek ve demokratik yollarla ulaşılmalıdır.

Eylemlerimiz ve politikalarımız uzun dönem hedefleriyle harekete geçirilmiş olmalıdır. Biz, hayatta kalmak için sürekli genişlemeye bağımlı olmayan sürdürülebilir bir ekonomi gelişirken, yarattığımız tüm atıkları güvenlice uzaklaştırarak yada parçalayarak değerli doğal kaynakları korumak için uğraşırız. Biz ekonomik kalkınma, yeni teknolojiler ve mali politikaların, bizim etkinliklerimizin sonuçlarının miras kalacağı gelecek kuşaklara karşı sorumluluğunu sağlamlaştırmakla kısa dönem kazançların dürtüsünü denkleştirmeliyiz.

 

KALİTE ÇEMBERİ ÇALIŞMA GRUPLARIMIZ

 

1-HAYVAN HAKLARI KALİTE ÇEMBERİ VE ÇALIŞMA GRUBU

       Alt belediyelerimizin  hayvan hakları yasası gereği hayvan bakım evi yada rehabalitasyon  merkezleri yapma görev ve sorumlulukları vardır. Sokakda yaşayan hayvanlarımıza sahip çıkmak zorundayız Güneşin altında yaşayan bütün canlılar eşittir.

Sahipsiz Hayvan Sorununun Çözümünde Genel Yöntem ve Yaklaşım Açısından KONYAALTIDOSTLARI DERNEĞİNİN ÇALIŞMA ve Görüşleri
1. SAHİPSİZ HAYVAN KONUSU:

Sokaklarda kontrolsüz dolaşan sahipsiz hayvanlar

toplum sağlığı açısından sakınca teşkil etmektedir. Bunun yanında sürekli olarak insanlardan vahşet görerek, işkenceye maruz kalarak, hastalık ve açlıkla mücadele ederek zor ve ızdıraplı bir yaşam sürdürmek zorunda kalmaktadırlar.
KONYAALTI DOSTLARI, hem “hayvanlara ızdırap” veren hem de insanları rahatsız eden bu durumun düzelmesi için çaba göstermektedirler.
Geçmişte bu soruna tek çözüm yolu “vurma ve zehirleme” yolu ile öldürme olarak görülmüştür. Bu yöntemle sorun çözülemediği gibi daha da artmıştır.
Sorunun çözümü “sokaklarda sahipsiz ve kontrolsüz
hayvan olmasını” engellemektir. Bunun yolu ise

KISIRLAŞTIRMADIR.
Hayvan severler de sokaklardaki sahipsiz hayvanların varlığının sakınca oluşturduğunu biliyorlar fakat bunu önlemenin yolunun “öldürerek yok etmek” değil, kısırlaştırarak üremelerini kontrol altına almak olduğuna inanıyorlar.
Sokaklarda on binlerce sahipsiz hayvan bulunmakta. Bu hayvanların hepsini alacak BARINAKLAR oluşturulması fiziksel ve ekonomik açıdan İMKANSIZ. Bu durumda yapılması gereken, bulundukları yerde ÜREMEDEN kısırlaştırılmış olarak yaşamalarının sağlanmasıdır.
Başarılı bir kısırlaştırma kampanyası yapılması halinde, 5 yıl sonra sokaklarda sahipsiz hayvan kalmamış olacaktır. Fakat bu geçiş sürecinde insanların KÜPELİ-AŞILI ve

KISIRLAŞTIRILMIŞ hayvanlarla birlikte yaşamayı öğrenmeleri gerekmektedir. Çünkü BAŞKA BİR ÇÖZÜM yoktur.
KISIRLAŞTIR-AŞILAT-YAŞAT kampanyası yapılmadığı takdirde, 10-20-30 yıllar süresi ve sonrasında da bu sorun hep karşımızda olacaktır.
Bir KAMPANYA ve kısa bir geçiş süreci ile sorunun İNSANİ-VİCDANİ ve AHLAKİ boyutlarda çözümü sağlanabilir.
Sokaklardaki hayvanların varlığından rahatsız olanların da bu nedenle kısırlaştırma kampanyası konusunda hayvan severlerin oluşturduğu projelere destek vermeleri gerekmektedir.
Kısırlaştırma kampanyası ile hızlı üremeye kontrol altına alıp gelecekte sokaklarda sahipsiz ve kontrolsüz hayvan kalmamasının çalışmasını yaparak hem insanları rahatlatıyoruz, hem de bu sokaklardaki çaresiz ve ağzı dili olmayan hayvanları insanların vahşetinden korumuş oluyoruz.

 

2. BAKIM ve KISIRLAŞTIRMA MERKEZLERİ’nin nasıl olması gerektiği konusu:

İnsani ve vicdani koşullarda oluşturulmuş barınaklar bakım merkezleri olacak, yaralı, yavrulu, hasta, uyuz, sakat, evinden atılmış mağdur hayvanlar burada kalacak. Bunun dışındakiler kısırlaştırılıp aşılanıp küpelenip alındıkları
yerlere bırakılacak. Bakanlıkların genelgeleri ve 5199 sayılı kanun bunu GEREKTİRMEKTEDİR


3. ÖNCE İNSAN GELİR, FAKİR ÇOCUKLAR GELİR SORUSUNUN CEVABI ve AÇIKLAMASI:

Önce insan gelir, niçin bunca fakir insan, muhtaç çocuk varken sorusunun cevabı Gandhi’ nin şu sözlerinde gizlidir: “bir toplumun ahlaki
gelişmişliğine ve uygarlık seviyesini anlamak istiyorsanız, hayvanlarına nasıl muamele ettiğine bakmak yeterlidir”
Hayvanlar, doğanın insana en yakın, ama en çaresiz ve muhtaç olan parçalarıdır. Hayvanı korumak, ona şefkat ve merhamet etmek, bir GÖSTERGEDİR.
Hayvanını koruyan, kollayan bir toplum, insanın da zayıfına, muhtacına ve fakirine sahip çıkıyor demektir.
Yani hayvana tavır bir göstergedir.
Eğer önce insan gelir dersek, insan neden önce gelir, çünkü güçlüdür şeklinde bir yaklaşımdan yola çıkmış oluruz.
İnsanın önce gelmesini kabul edersek, “güçlü olanın zayıfa, yönetenin yönetilene, zenginin fakire” olan üstünlüğünü de kabul etmek zorunda kalırız.Bu bağlamda güçlü ve zengin ülkelerin de fakir ülkelere olan saldırı ve tahakkümünü de onaylamış oluruz.
Ayrıca en muhtaç insan bile derdini anlatabilir,
konuşabilir. Kışın kapalı bir dam altı bulup, yazın bir kaldırım gölgesi bulabilir. Ama hayvanlar bunu yapamazlar.
Hiçbir belediye insanları toplayıp tel örgülerin arkasına atıp, bir tas suya, bir kuru ekmeğe muhtaç edemez. Ama hayvanları toplayıp tel örgülerin arkasına açlık, susuzluk ve hastalıkla YAVAŞ YAVAŞ GELEN IZDIRAPLI BİR ÖLÜME mahkum eder.
10 kişiyi öldürmüş bir katilin bile adalet karşısında savunma hakkı vardır. Fakat tek suçu bu dünyaya kendi isteği dışında gelmek olan bu çaresiz hayvancıklar, yalnızca var oldukları için zehirli iğnelerle saatlerce kıvranarak ölüme mahkum ediliyorlar. Yani suçu olmayan bir ceza uygulanıyor.
En fazla ezilen, yaşam hakkı olmayan, en çaresiz ve muhtaç olan bu hayvanların yaşam haklarını savunmak önemlidir.
Esas olarak hayvana acımak onu korumaya çalışmak, muhtaca, çaresize MERHAMET ETMEK demektir. İnsan olmanın, islam olmanın, çağdaş olmanın gereğidir.
Bu nedenle, insandan daha zor durumda olan, vahşete uğrayan bu çaresiz canlılara yardım etmeyi de önemli görüyoruz.
AYRICA, bu fakir çocukların, bu fakir insanları bu YOKSULLUĞA köpekler mahkum etmedi. Bu yoksulluğun sebebi KÖPEKLER değildir. Bu yoksulluğun sebebi de İNSANLARDIR.
Siz hiç banka soyan, gıdalara zehirli kimyasal karıştıran,

fabrikasının atığını toprağa, suya ve havaya atan bir köpek gördünüz mü?
Siz hiç çantasını almak için kadınları kaldırımlarda sürükleyerek öldüren, sakat bırakan bir köpek gördünüz mü?
Ayrıca biz çaresiz ve muhtaç olan her yaratılmışın, insan, hayvan veya bitki, hiç fark etmiyor, korunmasını yardım edilmesini istiyoruz.
Biz ezilen, kötü muamele gören tüm canlılara merhamet edilmesini, şefkat gösterilmesini istiyoruz.
Biz hepsine yetişemeyeceğimiz için, hayvanlara yardım ediyoruz. Diğer çalışma gruplarımızda, çocuklara, muhtaç insanlara, engellilere yardım için çalışmalar ına başlamışlardır. Bu bir çeşit işbölümüdür, dayanışmadır, paylaşımdır.
Ayrıca hayvana yardım etmenin niçin sürekli olarak muhtaç ve fakir insanları ve çocukları akla getirdiğini de anlamakta güçlük çekiyoruz. Biz sadece hayvanlara yardım edilsin, diğerlerine yardım edilmesin demiyoruz.

 
Türkiye çapında, bize ve arkadaşlarımıza “niçin muhtaç insanlar varken hayvanlara bakıyorsunuz” diyen insanlar, eğer insanlara gerçekten yardım etmiş olsalardı, bu gün Türkiye’de muhtaç çocuk, fakir insan kalmazdı. Bu yaklaşım sadece yapılan bir işi eleştirmek, aşağılamak için kullanılıyor.
Bu yaklaşım maalesef toplumda bir alışkanlık halinde. Kendisi bir şey yapmadan, başkalarının yaptığına değer
biçmek, eleştirmek, faydasız görmek.
Yaptığımız işi faydasız ve zaman kaybı olarak görenlere şunu anlatıyoruz “ bir gün peygamberimiz yolda giderken tembel tembel yatan bir adam görmüş. Adama selam vermemiş. Dönüşte ise aynı adam eline aldığı bir çöple toprağı eşeliyormuş. Peygamberimiz selam vermiş. Sormuşlar, giderken selam vermediğin bu insana niçin dönüşte selam verdin diye. Peygamberimiz demiş ki, giderken hiçbir şey yapmıyordu, dönüşte ise elindeki çöple toprağı eşeliyordu,” .
Biz de bu bağlamda, bizi tenkit edenlere diyoruz ki, hiçbir şey yapmasak bile, toprağı eşeliyoruz kabul edin, siz önem verdiğiniz konularda daha faydalı ve daha etkili çalışmalar yapın.


4. HAYVANLARIN KORUNMASINA İSLAM DİNİNİN BAKIŞ AÇISI:
Hayvanlar yüce allah tarafından yaratılmış, tamamen insanın şefkat ve merhametine muhtaç varlıklardır. Yaratılmış olan tüm varlıklar yüce allahın varlığının ve kudretinin delilleridir. Doğayı yok eden, hayvanları öldüren insan, bir anlamda Yüce Allahın varlığının delillerini de yok etmiş olmaktadır.
İslam dini hayvanların korunmasına onlara iyi muamele bulunulmasına önem vermektedir. Dinimize göre de MEDENİYET MERHAMETTİR.
Bu konuda diyanet işleri başkanlığına büyük iş
düşmektedir. İslam dininin biçimsel yönünün yanında, şefkat merhamet duygularının geliştirilmesi, zayıfın çaresizin kollanıp korunması gibi insani yaklaşımların da topluma öğretilmesi diyanet işleri başkanlığının en önemli görevlerinden
olmalıdır.
yollanmalı, bu konunun cemaate vaazlarda anlatılması sağlanmalıdır.


5.TOPLUMSAL EĞİTİM, TOPLUMDA BU SORUNA İLİŞKİN FARKINDALIK YARATMA KONUSUNDA TV YAYINLARI:
Ayrıca TV lerdeki dini sohbet programlarında hayvanların korunmasının önemine ilişkin yayınlar yapılmalıdır.
Ayrıca RTÜK, TV lerde 5199 sayılı yasada belirlenmiş koşullarda hayvanların korunmasına ilişkin yayınlar yapılmasını sağlamalı ve denetlemelidir. Bu konuda RTÜK başkanlığına da yazılarımızı yazdık.
Bu programlar yapılırken gönüllü kişi ve kuruluşlarla işbirliği yapılmalıdır. Bu programlarda yalnızca magazinsel yaklaşım değil, yaşanan sorunlar, mevcut durum ve çözümüne ilişkin öneriler de ele alınmalıdır.


6. KÖPEKLER’in DAİMA DİĞER TÜM UNSURLARDAN DAHA FAZLA TEHLİKE OLARAK
GÖRÜLMESİ KONUSU:
İnsanlarımız hala daha köpekleri en büyük tehlike olarak görmektedir. Halbuki köpek ısırmasından ölen kişi senede birkaç kişiyi geçmez. Oysa trafik kazalarından her yıl yaklaşık 5000 kişi hayatını kaybediyor.
Durum böyle iken, sokakta kendi halinde giden bir köpek gördüğünde belediyeyi defalarca arayıp köpeğin alınmasını isteyen insanlar, hatalı sollayan, şehir içinde hız denemesi yapın, kırmızı ışıkta geçen, alkollü direksiyona geçip canların kaybolmasına, ocakların sönmesine sebep olan kişiler hakkında aynı titizliği göstermemektedir.
Bu gün gıdalarımıza zararlı kimyasallar katan imalatçılara , zehirli dumanlarını havaya veren sanayi tesislerine, zehirli atıklarını içtiğimiz su kaynaklarına arıtmadan atan fabrikalara, hormonlu sebze meyve yetiştiren üreticilere maalesef köpeklere gösterdiğimiz tepkiyi veremiyoruz. Ne yazık ki, bizi içten içe öldürenler, köpekler kadar korkutucu olamıyor.
Nasıl sokaktaki her insan potansiyel bir hırsız veya kapkaççı olamazsa, sokakta dolaşan her köpeğin de saldırıp ısırması düşünülemez.
İnsanlarda nedense en tehlikesiz olan bu hayvancıklara karşı önyargı ile oluşmuş bir korku var.
Ayrıca doğduğundan itibaren sürekli taşlanan, dövülen, yakılan, tecavüze uğrayan, kolu bacağı kesilen, boynuna tel bağlanıp sıkıldıktan sonra terk edilen hayvanlar, KENDİNİ KORUMA İÇGÜDÜSÜ ile saldırgan
olabilmektedir.
 piknikçiler tarafından kafasına eğlence olsun diye pet şişe geçirilip bırakıldıktan sonra 10 gün aç susuz yaşayıp ölmek üzereyken bulunup kurtarılan köpek, çocuklar tarafından üstüne benzin dökülüp yanarken taşlanan köpek, ormanda defalarca tecavüze uğrayıp iç organları parçalanan köpekler uygulanan vahşete canlı kanıttır.
Bir apartmanın 6. katında oturan insanlar, sokaktaki kedilerden rahatsız olduklarını söylüyorlar. Isırmayan, havlamayan, yolunu kesip saldırmayan bu hayvanlardan niçin rahatsız olduklarını ise anlatamıyorlar.
İnsanoğlu bahçeli evlerinden çıkıp, gelişen teknolojiye paralel olarak, beton ve demirden oluşmuş adına apartman dediğimiz bloklara kendini hapsedip DOĞADAN TAMAMEN koptuğunda, sokakta hayvan görmeye dahi tahammül edemez oldu. Zararsız bir kedi bile onu rahatsız eder oldu.
Kendi dışındaki tüm canlıları öldürüp yok etme anlayışı hakim oldu. “Uygarlıkta öldürmek var mıdır?”
Sokaktaki bir köpekten korkanı anlayabiliyoruz. Ama sırf korktuğu için, bunların yok edilmesini istemeye hakları yok. Kormak veya sevmemek insanın elinde değil ama, bunlara acı çektirmemek, onlar için insani ve vicdani koşullar hazırlamak insanın elinde. Biz buna ayrıca mecburuz.
Acı ve ızdırap tohumları ekenler, mutluluk ve huzur biçemezler.
Ayrıca hayvan sevmek onu alıp evde beslemek değil.
Hayvan sevmek, onun doğada var olma ve yaşam hakkını kabul etmek ve bunun için mücadele etmektir.


7. KISIRLAŞTIR-AŞILAT-YAŞAT KAMPANYASI
Biz, köpekler sokaklarda dolaşsınlar, üresin ve çoğalsınlar demiyoruz. Biz onların sokaklarda olmasını ve üreyip çoğalmasını İNSANİ yollarla önlemek istiyoruz.
Belediyeler başarılı ve etkin bir kısırlaştırma kampanyası yaparlarsa, 5 yıl sonra sokaklarda başıboş hayvan olayı büyük ölçüde halledilmiş olacak.
Burada sokakta sahipsiz hayvan görmek istemeyenlerle amacımız örtüşüyor. Yalnızca sebeplerimiz farklı. Biz sokak hayvanı sorununu önlemek isterken, onları İNSAN VAHŞETİNDEN, açlıktan, hastalıktan kurtarmak istiyoruz. Onlar ise sevmedikleri için istemiyoruz. Sebep ne olursa olsun, amaç aynı olduğu için, toplumun tüm kesimlerinden destek bekliyoruz.

8. BELEDİYE BARINAKLARININ GENEL DURUMU HAKKINDA:
Bu gün Türkiye’de 3-5 barınak hariç, kalan yüzlercesi gerçek bir ölüm kampı halindedir. Adana, Antalya ve Çankaya belediyesi gibi birkaç belediye hariç, diğer tüm belediyeler barınaklarda gizli itlaf yapmaktadır. Sokaklarda vurup zehirlemektedir.
Barınaklar bu hayvanların iyi koşullarda yaşatılması için
değil, toplumun gözü önünde zehirleme yapmamak için, itlafa gizli kılıf olarak oluşturuldu.
Kapasitesi 100 hayvan olan bir barınağa her ay 50 hayvan geliyor ve o barınaktaki sayı asla artmıyor. Sorulduğunda ise, kısırlaştırılıp bıraktık deniyor. Ne tedavi ve ameliyat odası var, ne ilaç var, ve ne de düzenli bir veterineri var. Ama cevap kısırlaştırıp bıraktık şeklinde oluyor. Nereye, ne zaman ve nasıl bırakıldığı konusunda ise hiçbir bilgi yok.
Bu barınaklarda bir kerede öldürülen hayvanlar şanslı. Açlık ve susuzlukla ölüme terk edilenler çok kötü koşullarda ölüyorlar.
Bu barınakların büyük çoğunluğunda hayvanları kışın yağmurdan kardan koruyacak, yazın kızgın güneşin etkisinden koruyacak sundurmalar dahi yoktur.
Yazın güneşin altında kalmaya, kışın karın ve yağmurun altında kalmaya mahkum edilirler.
Bu kadar akarsuların ve göllerin olduğu bir dünyada, bu hayvanlara bir tas su verilmez. Önlerindeki su da çoğu zaman çirkef ve çamur halindedir. Her gün binlerce ton yemek artığı ve ekmek çöpe giderken, bu hayvanlar açlıktan yavrularını yerler.
Bu nasıl bir adalet?


9. GENEL ÇERÇEVEDE YAPILMASI GEREKENLER:
Çevre ve içişleri bakanlıklarının genelgeleri ve 5199

sayılı yasanın uygulanması lazım. Bu konuda yasa ve genelgeler MÜLKİ idareleri yani kaymakamlık ve valilikleri yetkili ve görevli kılmıştır.
Belediyeler sokak hayvanı, kısırlaştırılması ve bakımevlerinin kurulması ile görevlidir. Fakat bu hizmetin oluşturulması, denetlenmesi ve insani koşullarda olması VALİLİK VE KAYMAKAMLIKLARIN görevidir.
Valilik il çevre müdürlükleri bu konuyu yakından takip etmeli, denetlemeli ve valilik ve bakanlığa düzenli rapor sunmalıdır.
Ayrıca il tarım müdürlükleri bu barınak, kısırlaştırma merkezi ve bakım merkezlerini denetleyerek ruhsat çalışması yapmalıdır.
Bu merkezlerde gönüllü kuruluşlar da mutlaka bulunacak.

2-SHÇEK SOSYAL HİZMETLER VE ÇOCUK ESİRGE KURUMU, EVSİZLER SOKAK HAYATI  KALİTE ÇEMBERİ ÇALIŞMA GRUBU

 

3-ENGELLİLER KALİTE ÇEMBERİ ÇALIŞMA GRUBU

 

4-EKOLOJİ – KÜRESEL İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ VE ENERJİ KALİTE ÇEMBERİ

İnsan doğal dünyanın bir parçasıdır ve tüm yaşam biçimlerinin, insan dışı türler de dahil olmak üzere, özgül değerlerine saygı göstermek zorundayız.

İnsan toplumunun gezegenin ekolojik kaynaklarına ( toprak, su, bitki, madenler, hayvan, orman ve deniz ürünleri gibi varlıklar ve bunlarla örtüşen tarım) bağımlı olduğunu ve ekosistemin bütünlüğünün sağlanması ve biyolojik çeşitliliğin ve yaşamı destekleyen sistemlerin esnekliğinin korunması gerekmektedir.
           Gezegenimizin ekolojik sınırları ve sınırlı kaynakları içerisinde yaşamayı öğrenmeliyiz. Hayvan ve bitki yaşamını ve doğal elementler olan toprak, su, hava, ve güneş sayesinde devam eden yaşamın kendisini korumalıyız.
          Bilginin sınırlı olduğu durumlarda, gezegen kaynaklarının zenginliğini bugünkü ve gelecek kuşaklar için güvence altına almak amacıyla uyarma yolunu seçmeliyiz. Her şeyi ihtiyacımız kadar tüketmeliyiz.

         Dünya iklimindeki olumsuz gelişmeleri durdurmak için ve dünya iklimini korumak için sadece YENİLENEBİLİR ENERJİ ( Güneş, rüzgar ,su , hidrolik, linyit ve organik atıklar) ve bununla bağlantılı olarak enerjinin etkin kullanımı ve enerji tasarrufu ile mümkündür.

         Üretim İHTİRAS için değil İHTİYAÇ için olmalıdır. Tüketimde bu doğrultuda gerçekleştirilmelidir. Enerji tüketmemek bizim en temel haklarımızdan biridir. Enerji tüketimi hayatımıza mal oluyor, dünyamızı fırtınalar ve kasırgalar eline bırakıyorsa, daha aza enerji tüketerek yaşadığımız gezegeni kurtarma hakkımız olmalıdır.

Küresel ısınmayı durdurmak için, karbondioksit salınımını azaltmak için  Enerji tüketimini asgariye indirmek için  bir YURTTAŞ olarak günlük hayatımızda yapabileceğimiz, davranışlarımızda alışkanlık haline dönüştürebileceğimiz   Basit kurallar var.

HAYDİ KONYAALTI DOSTLARI, HAYDİ KONYAALTI SAKİNLERİ, HAYDİ TÜM DÜNYA HALKLARI  Çocuklarımıza yaşanabilir bir dünya bırakmak için ;

1 – AMPÜLÜNÜZÜ DEĞİŞTİRİN

      Standart akkor ampulünüzü tasarruf ampulü ile değiştirin, yılda 75 kg karbondioksit tasarrufu sağlayın.

2 – DAHA AZ ARABA KULLANIN

Daha sık yürüyün , bisiklet kullanın ve toplu taşıma araçlarından daha çok faydalanın , araba kullanmadığınız her 2 km için 0,75   karbondioksit tasarruf edeceksiniz

3 – GERİ DÖNÜŞÜME KATKIDA BULUNUN

      Evinizden çıkan çöpleri sadece yarısını geri dönüştürerek  yılda 1200 kg karbondioksit tasarrufu sağlayabilirsiniz.

4 – LASTİKLERİNİZİ KONTROL EDİN

Düzgün şişirilmiş lastiklerle litre başına aldığınız yol % 3 oranında artacaktır.Her 4  litre benzin tasarrufu 10 kg karbondiosksidi             atmosferimizden uzak tutar.

5 – DAHA AZ SICAK SU KULLANIN

Suyu ısıtmak için çok fazla enerji gerekmektedir. Daha az su tüketen bir duş başlığı ile 175 kg, giysilerinizi soğuk su yada ılık suda  yıkayarak da 250 kg karbondioksit tasarrufu sağlayabilirsiniz.

6 – SU ISITICISINI AYARLAYIN

       Isıtıcınızı kışın 2 derece aşağı, yazın 2 derece yukarı ayarlayın. Bu basit ayarlamayla yılda 1000 kg karbondioksit tasarrufu  sağlayabilirsiniz 7 – AMBALAJLARI  FAZLA OLAN ÜRÜNLERDEN KAÇININ

       Çöpünüzü % 10 oranında  azaltarak 600 kg karbondioksit tasarrufu yapabilirsiniz.

8 – BİR AĞAÇ DİKİN

Bir ağaç ömrü boyunca 1 ton karbondioksit emer. Var olan Ormanlarımızın yok edilmemesi için kitlesel mücadelimizi vermede duyarlılık    gösterelim.

9 – SU TÜKETİMİNİ AZALTIN

      Doğal su kaynaklarımız azalmaktadır. Suyu gereksiz yere harcamayın, boşa akan muslukları, duşları sürekli kapatın, çevrenizi uyarın    

      Dişlerinizi fırçalama esnasında musluğu kapatın, ağzınızı çalkalarken musluğu açın, elde bulaşık yıkamayı değil bulaşık makinasında yıkamayı tercih edin.

10 – DAİMA SORUNUN PARÇASI DEĞİL ÇÖZÜMÜN PARÇASI OLMA FELSEFESİNİ SEÇİN

        Harekete geçmediyseniz hemen geçin ve sürekli çevrenizdeki insanları da bilinçlendirin.    

5 – YEREL YÖNETİM KALİTE ÇEMBERİ ÇALIŞMA GRUBU

 

6– SOSYAL FAALİYETLER KALİTE ÇEMBERİ ÇALIŞMA GRUBU

 

 

                           Nilsu GÜLEÇ    

                   Yönetim Kurulu Başkanı

                     Yönetim Kurulu Adına







Görüntüleme sayısı: 504

Bu yazıya ilk yorumu yazın

Yorum yaz
  • LÜTFEN YORUMUNUZUN YAZININ KONUSU İLE ALAKALI OLDUĞUNA DİKKAT EDİN.
  • KİŞİSEL HAKARET İÇEREN MESAJLAR SİLİNECEKTİR.
  • REKLAM AMAÇLI YORUMLAR SİLİNECEKTİR.
  • 'KİŞİLER YAPMIŞ OLDUKLARI YORUMLARIN YÜKÜMLÜLÜĞÜNÜ PEŞİNEN KABUL ETMİŞ SAYILIR.
  • T.C YASALARI ÇERÇEVESİNDE YAPILAN YORUMLARDAN SİTEMİZ SORUMLU DEĞİLDİR.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Güvenlik kodu:* Code

v.1.4.6

Son Güncelleme ( Salı, 26 Mayıs 2009 )
 

Yuva Arayanlar

1.5 yaşında , terkedilmiş dişi yuva arıyoruz

www.konyaaltidostlari.com/kdd-yuva-arayanlar/yuva-araniyor.html

Beni Terketme

Konyaaltı Forum

Haytap

Dohayko

Hava Durumu

ANTALYA

Adsense